ağladım

“Dün gece Rabb’imin huzurunda ağladım, sızladım. Ya Rabb’i! Müslümanlar niçin böyle hor ve hakir oldular dedim. Rabb’imden şu sözlerin içimde yankılandığını hissettim: Onların gönülleri var ama sevgileri yok!”
Muhammed İkbal,

İMAN…

İki türlü iman var, Taklidi iman yani atadan miras kalan değerler. Atalar yaptığı için yapılanlar. Bilgiye, şuura dayanmayan, sadece taklit edilen iman.
İslam’ın kabul ettiği ama en alt seviyede iman olarak değerlendirdiği iman şekli.
İslam âleminin tamamının iman şekli maalesef böyle!
İkincisi, Tahkiki iman.
İslam Tahkik ederek (inceden inceye sormak, araştırmak, İncelemek, tetkik etmek, gözden geçirmek, teftiş etmek.) iman etmemizi istemektedir.
Yani okuyacaksın, sorgulayacaksın, inceden inceye inceleyeceksin, sonra düşüneceksin, sonra öğreneceksin, aklına yatıracaksın sonra iman edeceksin Ve iman ettiğin şekilde yaşayacaksın.
Ancak böyle Allah ve Resulünün istediği mümin olabileceğini bileceksin.(İslam milletleri neden geri sorusunun cevabı da verilmiş oldu değil mi?)
Tahkiki imandan hareketle şu çıkarımları yapabiliriz sanırım;
Okumak, araştırmak, sormak, sorgulamak yani aklı kullanmak, düşünmek Mümin olmanın başlıca yolu.
(Oysa bizim Türk-İslamcı SİYASİLER tam tersini söylüyorlar değil mi? Soru sorma, sorgulama, tartışma, robot ol!)
Mümin okuduğunda, incelediğinde olaylara, insanlara, varlığa çok farklı açılardan bakmayı öğrenecek.
Keşfettiği her açı daha önce fark edemediklerini fark ettirecek. Böylece olaylara, varlıklara etraflıca bakmayı öğrenecek.
Bu bakış; gördüğü, dokunduğu, kokladığı, hissettiği her şeyin mükemmelliklerini, yani sonsuz ilmi, sonsuz kudreti ve rahmeti gösterecek ve Allah’a kul olmanın şerefini yaşatacaktır.
Okumalar, incelemeler insanlara farklı bakış açılarını öğretmiyor ve varlıktaki sonsuz ilmi ve rahmeti göstermiyorsa bu okuma sadece bilgisayar gibi bilgi yüklenmeden ibarettir. Bilgisayara yüklenen bilgiler onu nasıl insan yapmıyorsa, ezberci, ya da bilgi hamalı insanı da âlim yapmaz.
Demek ki sormak, sorgulamak, incelemek, aklı kullanmak, tetkik etmek Tahkiki imanın gereğidir.
Ey ülküdaşlarım duydunuz mu? Kutbettin ARSLAN

HADİ BİRBİRİNİZİN KIÇINI YALAMAYA DEVAM EDİN!

Görünen köy kılavuz istemiyor değil mi?
Ama köyü görenlere kılavuz istemiyor.
Gönlü kör, vicdanı kör, akılsızlara mutlaka kılavuz gerekiyor.
Fakat öyle zamanlar vardır ki, hiç bir kılavuz kör vicdanları, kör gözleri açamıyor.
Nitekim yıllardır uğraştık ama kör bir vicdanı bile aydınlatamadık.
Ellerinde yetki olanlar ne hikmetse etraflarında hep körleri tercih ettiler. çünkü körler onları kılavuz görüyordu. Onlar ne söylerse, nereye götürürlerse doğru kabul ediyorlardı.
Gözleri ve vicdanları açık olanlarsa sorar sorgulardı. İşleri yok birde onlarla mı uğraşacaklardı.
Eh körlerden, sağırlardan, aklını kullanmayanlardan, sormayan, sorgulamayanlardan meydana gelen bir teşkilattan; gelişme, atılım, başarı beklemek ya cahillikle, ya da aptallıkla izah edilebilir.
Eldeki malzemeye göre sonucu gözü görenler, aklını kiraya vermeyenler, basiretini kaybetmeyenler görüyordu zaten.
Peki, kimler görmüyordu?
Başkancılık oynayan ve onlara tellallık yapan yalaka cüceler görmüyordu.
Beyler beceriksizliğiniz, cehaletiniz, etrafınıza topladığınız liyakatsiz kadrolarla vatanı ve milleti götürüp Türk düşmanı kadrolara nihayet tamamen teslim ettiniz.
Dokuz seçimdir bu alçaklara mağlup oluyorsunuz, lakin mağlubiyetlerin sorumluluğunu üstlenecek onurlu bir davranış dokuzunda da göstermediniz.
Şimdi tutun Tayyip ve ekibini tutabilirseniz.
Bundan sonra olacaklardan Tayyip kadar sizlerde sorumlusunuz.
Yani Türk Devletinin kuruluş felsefesinden uzaklaşılmasının,
Federasyonlaşmanın,
Bölücü köpeklerin dağdan indirilip affedilmelerinin,
Bölücü başının serbest bırakılmasının vs.
Sizlere ve etrafınıza topladığınız şuursuz, yüreksiz yığınlara yazıklar olsun.
Ah yalakalar ah!
Hiçbir makam, miktarı ne olursa olsun hiçbir para vatan etmez.
Yarın kız çocukların cariye, erkek çocukların köle olduğunda dizlerini döveceksin ama dizleriniz kopsun bir işe yaramayacak!
HADİ BİRBİRİNİZİN KIÇINI YALAMAYA DEVAM EDİN! Kutbettin ARSLAN

YENİ BİR DİNLERİ VAR.

YENİ BİR DİNLERİ VAR.
Terim olarak imanı olmayanlara kâfir denilir.
Kâfir kelimesi; İslâm’ı inkâr eden, nimete nankörlük eden, uzak kalan, kaçınan, örten kimse için verilen bir isimdir.
İslâm’ı, Kur’an’ı, Hz. Muhammed’i inkâr eden kimselere de kâfir denilmektedir.
Allah’a ve Şeriat’ına imanda sıkıntı olmadıkça küfür söz konusu değildir.
*(Dikkat Tayyip Erdoğan’a iman demiyor!)
(Tesbip için söylüyorum; Ehl-i sünnete göre; kıble ehlinden hiç kimseye kafir denilemeyeceğinden, kastedilen küfür alametlerinden herhangi bir emare bulunmadıkça, kıble ehline kafir denilemez.)
Adam hangi dini referans alıyor bilmiyorum ama İslam dini böyle diyor.
Peki, inanan insana kâfir diyenlere dinimiz ne diyor?
– Müslüman Müslüman’a kafir derse hükmü nedir?
Rasulullah (s.a.v.): “HERHANGİ BİR KİMSE, DİN KARDEŞİNE “EY KÂFİR!” DERSE, BU TEKFİR SEBEBİYLE İKİSİNDEN BİRİ MUHAKKAK KÜFRE DÖNER. EĞER O KİMSE DEDİĞİ GİBİ İSE NE ALA. AKSİ TAKDİRDE SÖZÜ KENDİ ALEYHİNE DÖNER.” BUYURDULAR. (Müslim 1/319)
Artık uzatmıyorum ve LAİLAHE İLLALLAH MUHAMMEDURRESULLAH diyorum.
Peygamberi hükme göre bu meczup ve onun gibi düşünenler ne oldu?
Yıllardır söylüyoruz bu adamlar küresel baronların talimatı ile yeni bir din algısı yaratıyorlar.
Gördüğüm kadarı ile başarılı da oldular.
Yeni Allah ve Peygamber algısı ve yeni hükümler.
Bunların herhangi birisini başka zamanda veya başka yerde başka birileri söyleseydi kıyamet kopardı.
Bakın adamlar açık açık şirk ve küfür ifade eden söylemlerde bulunuyorlar. Ama bir Müslüman, bir ilahiyatçı çıkıp da; “SİZLERİN SÖYLEDİKLERİ KÜFRÜN TA KENDİSİDİR!” Bile demediler.
Yani yeni bir dinleri var.
Siz! Müslüman olduğunu söyleyenler, ya Allah ve Resulünün dediklerini, ya da efendilerinizin dediklerini,
Ya İslam’ın dediklerini, ya da küresel baronların elleri ile inşa ettikleri yeni dinin ve yeni peygamberinizin dediklerini yapın.
ALLAH HER ŞEY KUŞATMIŞTIR NASILSA.

TAYYİP’İN KAYBETMESİ; TÜRKİYENİN, TÜRK MİLLETİNİN KAZANMASI DEMEKTİR.

TAYYİP’İN KAYBETMESİ; TÜRKİYENİN, TÜRK MİLLETİNİN KAZANMASI DEMEKTİR.
Parası olmadığı için aç gezenle parası olduğu halde aç gezen iki insan da fakirdir.
Parasını ihtiyaçlarını gidermek için kullanmayan kişinin parasının olması ile olmaması arasında bir fark yoktur değil mi?
Aynen bunun gibi aklı olup da kullanmayan insanla, aklı olmayan insan arasına da bir fark yoktur.
İsmini hatırlamadığım yabancı bir ilim adamının söylediği; “AKLINI KULLANANLAR İNSAN, AKLINI KULLANMAYANLAR, AKILLI HAYVANLARDIR.” Sözünü çok beğenirim.
Yukarıda ifade etmeye çalıştığım tespitleri bir cümlede özetliyor.
Allah eşref-i mahlûk olarak yarattığı insanlara kulluk etme, yaşadığı dünyayı geliştirme, güzelleştirme gibi sorumluluklar yüklemiştir. Yalnız bir istisnası var, o da aklı olmayanlar.
Aklı olup da kullanmayanları defalarca uyarmakta, azap ile tehdit etmekte yüce Yaratan.
“…Akıllarını güzelce kullanmayanları Allah pislik içinde bırakır!” (Yunus-100) emri ilahisi ile insanların akıllarını kullanmamalarının kendilerini her anlamda (ruhsal, bedensel, sosyal, ekonomik vs.) kötülükler içerisine düşeceklerini, yollarını kaybedeceklerini emir buyuruyor.
Bu kısa tespitlerden sonra kendi toplumumuza bakalım.
Kendilerini Türk-İslam Ülküsünün neferi olarak ifade edenler akıllarını kullanmıyor. Hatta düşünmeyi, yani aklını işletmeyi yanlışları göstermeyi, doğruları anlatmayı doğru bulmuyor. Bizim başkanlarımız var, onlar bizim yerimize düşünür diyerek farkında olmadan başkanlarını ilahlaştırıyor, kendisini de başkanların kulu durumuna düşürüyor. Oysa başkanların kahir ekseriyetinin de bir şey bildikleri de yok. İsimlerin önüne konulan bir takım sıfatların elbise gibi olduğunu bilmiyor. Yani nasıl elbise adam olmayanı adam etmiyorsa, bir takım sıfatların da adam olmayanları adam etmediğini bilmiyor.
Bu düşünce biçiminin İslam la çeliştiğinin de farkında değil!
Aslında kendi inandım dediği fikir sistematiğini de bilmiyor. Bilse inandığı fikrin kendi düşünce biçimini reddettiğini der bilir.
Dolayısı ile akıllarının olması ile olmaması arasında bir fark yoktur bu türlerin.
Gelelim “DİNCİ” kesime. Gerçi adları üstünde din satan, dinden geçinen, dinle geçinen kesim.
Bunların durumu daha feci.
Allah diyorlar, Allah’tan habersizler.
Kur’an diyorlar, Kur’an dan haberleri yok, %90’ı anlayarak bir defa bile okumamışlarıdır!
Peygamber Efendimizi hocaları, hacılarının yüz de biri kadar bilmiyorlar.
Bunlar ahmaklık derecesinde yaşarlar. Akılları hiç akıllarına gelmez. Efendileri vardır, yaptıkları en iyi iş bu efendi kabul ettiklerini ululayıp put haline getirmek. Ve onlara kulluk etmek.
Cahiliye dönemindeki putperestlerden hiç farkları yok.
Akıllarını da bu putçuklara teslim edip akıllı hayvan olmak için her şartı yerine getirmiş durumdalar.
Hele bir de solcularımız var ki sormayın. Güya demokrattırlar, ama kendileri gibi düşünmeyenlerin kanlarını içseler doymazlar. Özellikle İslam dinine karşı oldukça tavırlılar. Dincilerin bu denli güçlenmelerine katkıları çok büyük.
Bilim den, bilimsellikten, akıldan, bahsederler, ama akıllarını ya bilime kul ederler, ya bilim adamlarına.
Eşitlikten bahsederler ama adaletten bahsedemezler. Çünkü çoğu zaman eşitliğin adaletsizlik doğurduğunu bilmezler.
Kendi kendilerine demokrasi oyunu oynayıp dururlar. Milletin ekseriyeti, siyasiler bu halde iken, Eşref-i Mahlûk sıfatını hak eden,
Allah’tan başkasına kul olmayan, Aklını kullanmanın en büyük ibadet olduğunu bilenler bir kenarda, üzüntü içerisinde sahne de olanları seyrediyor.
El an elini ve yaralı gönlünü açıp gözyaşları içerisinde Allah’ yalvarıyor.
“ ALLAH’IM MİLLETİMİZİN AKLINI KULLANMASINI NASİP EYLE,
Allah’ım Milletimizi; GÖZÜ GÖREN, KULAĞI İŞİTEN, KALBİ TİREYEN KULLARINDAN EYLE” Diye!..
Bu hal ve vaziyet içerisinde Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giriyoruz. Ne kadar hayırlı olur bilemem.
Ama şunu ifade edebilirim;
Tayyip’in kaybetmesi; TÜRKİYENİN, TÜRK MİLLETİNİN KAZANMASI DEMEKTİR. Kutbettin ARSLAN

UYAN VE SENİ, SENİN İNANÇLARINLA VURAN BU SİNSİ ŞEYTANLARA, BİR SİLLE VUR!

UYAN VE SENİ, SENİN İNANÇLARINLA VURAN BU SİNSİ ŞEYTANLARA, BİR SİLLE VUR!
Tecavüzcüsüne âşık olmuş bir millet durumundayız.
Sanki sihirlenmiş gibi adamların her türlü ihanetlerini ne görüyor, ne duyuyoruz.
Adeta; “ANDOLSUN Kİ, CİNLERDEN VE İNSANLARDAN BİRÇOĞUNU CEHENNEM İÇİN YARATTIK. ONLARIN KALBLERİ VARDIR, FAKAT ONUNLA GERÇEĞİ ANLAMAZLAR. GÖZLERİ VARDIR, FAKAT ONLARLA GÖRMEZLER. KULAKLARI VARDIR, FAKAT ONLARLA İŞİTMEZLER. İŞTE BUNLAR HAYVANLAR GİBİDİRLER. HATTA DAHA DA AŞAĞIDIRLAR. BUNLAR DA GAFİLLERİN TA KENDİLERİDİR.(A’raf-179) Ayetinin muhatapları durumundayız.
Yani; “Onlar kendilerine verilmiş bulunan kalp gözlerini(basiretlerini) açmış değillerdir. Hakikati araştırmıyor, bilgiye ulaşmıyor yani Allah’ın bu evrendeki ayetlerini görmek için gözlerini açmıyorlar. Dolayısı ile hakikati dinlemek, duymaktan ziyade, duyduklarını hakikat zannediyor. Başka bir ifade ile Yüce Allah’ın okunan ayetlerini dinlemek için onlara kulak vermiyorlar.
Yani onlar kendilerine verilmiş bulunan bu cihazları boş vermişler ve onları gereği gibi kullanmıyorlar. Hatta başkalarına teslim etmişler. Böylece gaflet içinde ve düşünmeden yaşayıp gidiyorlar.”
Milletin bu hallerini yani mankurtlaştırıldığını bildiklerinden rahatlar.
Her türlü küfürlerini, ihanetlerini açıkça yapmaktan bile çekinmiyorlar artık.
Milleti uyarmakla görevli olanlar da uyuyunca, millet; tecavüzcülerinin oyuncağı, maskarası durumuna düşüyor maalesef!
Ey Millet;
Millet vasfını,
Milletler ailesi içerisindeki şerefli yerini koruyabilmek için,
Namusuna (VATANINA, BAYRAĞINA) düşman olanlara gerekli dersi ver.
Aksi halde ne millet vasfın,
Ne şerefin,
Ne de namusun,
Ne de saygınlığın kalır.
UYAN VE SENİ, SENİN İNANÇLARINLA VURAN BU SİNSİ ŞEYTANLARA, BİR SİLLE VUR!